13 Ocak 2015 Salı

Uzakrota:Cüceler Şehri Wroclaw..




Wroclaw cüceler şehri diye anılır ve gidenlerin hafızalarında hoş bir anı olarak kalır..Yazımın devamı için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız:)



12 Ocak 2015 Pazartesi

Wroclaw'da huzur veren bir park..

Polonya'nın şirin şehri Wroclaw, cüceler şehri diye anılmasının yanında yeşil bir şehir olmasıyla da ünlüdür. Zira botanik parkını görünce yeşile doyup huzura da alıp geliyorsunuz yanınızda..

Wroclaw Botanik Parkı
Dünyanın her yerindeki sayısız çiçek ve bitki çeşidi bulunuyor parkta. En sevdiğim kısmı ise kaktüs çeşitleri oldu. O kadar farklı çeşit kaktüsü bir arada görmemiştim. Kaktüs bölümündeyken kendinizi çölde kalmış gibi hissedebilirsiniz:)

Kaktüs çeşitleri




Wroclaw botanik parkında çiçeklerin ve bitkilerin özellikleri üzerlerinde anlatılıyor. Aynı zamanda o bitkiden yapılan ilaç, şampuan, krem vb. ürünlerde üzerlerine bırakılmış. Çoğu bitki ve ürün hala dünyada bilinmiyor. Bu ürünleri bilimsel olarak incelemek için burası ayrıca vakit harcanması gereken bir yer..Sizde ilk defa geliyorsanız öncelikle parktaki huzur veren atmosfer ile ilgilenebilirsiniz:)) 

                            
                                   
Bitkilerden elde edilen ürünler



Gezimizin ilerleyen saatlerinde çocukların ikisi de uyuyor. Uyunmayacak yer değil tabi:))



Wroclaw botanik parkında gezinti yapan katolik rahip ve rahibe ise çok sevimliydi:)) 

Botanik parkı en güzel anlatan tablolardan biri ise şatonun kenarındaki fotoğraf. Ayrıca park içerisindeki tanıtım müzelerini de gezebilir, çayınızı bu eşsiz manzara karşısında yudumlayabilirsiniz..Anılarınızın hep taze kaldığı, hatırladığınız da hep gülümseyeceğiniz huzur dolu bu botanik parka fırsatınız varsa mutlaka gitmenizi tavsiye ederim..


Sevgilerle..




Tüm resimler tarafıma aittir.

8 Ocak 2015 Perşembe

Gezimanya: Şirin ve Yeşil Bir Şehir Wroclaw


Wroclaw
Polonya'nın en şirin ve yeşil şehirlerinden olan Wroclaw hakkındaki yazıma Gezimanya sitesinden ulaşabilirsiniz. Ulaşmak için lütfen aşağıdaki linki tıklayın:))

http://gezimanya.com/GeziNotlari/sirin-ve-yesil-bir-sehir-wroclaw

Niegara Şelalesi hatırası :) / Niegara Falls :)

Niegara Şelalesi'ni eskiden gezi programlarında hayranlıkla seyrederdim. Ama muhteşem bir yer olduğunu gidip görünce anladım.. Niegara Şelalesi New York eyaletinin Buffalo şehrinde bulunuyor. Tam olarak Kanada sınırında olduğu için hem Kanadalılar hem de Amerikalılar sahipleniyor şelaleyi. Manzarayı karşı kıyıda Kanadalılar seyrederken, biz de Amerika tarafında seyre durduk..Manzara öyle muhteşem, insanı rahatlatan bir manzara ki, o ihtişam karşısında Allah'ın yarattığı güzellikleri izlerken çok mutlu oluyorsunuz..


Niagara Şelalesi
Sihizme inanan birinin
şelalenin kenarında yaptığı ibadeti
Şelale manzarasını birçok noktadan izleme imkanınız var. İsterseniz gözlem kulesine çıkıp, isterseniz tepelere çıkıp, isterseniz tekneye binerek, isterseniz de şelale boyunca parkta gezerek izleyebilirsiniz. Şelaleyi görmeye gelen yüzlerce farklı kültür ve inanışa sahip insanlar da oldukça dikkatinizi çekebilir :) Şelaleye baktığınızda çok yüksek bir sesle kuvvetli suyun akışını görünce manzaraya doyamayacaksınız...

Niegara Şelalesi'nin bazı yerlerinin tersten aktığı söyleniyor. Çok fazla turist ağırlayan şelaleye 10 km uzaklıkta oteller  mevcut. Hem dinlenip hem gezebilirsiniz. Şelale boyunca uzanan Niagara Falls State Park'ta kitap okuyabilir, gezinti yapabilir, yatıp uzanabilir veya piknik yapabilirsiniz. 


Buffalo'ya New york havaalanından uçakla bir buçuk saate gidilebiliyor. Burdan sonrası için araba kiralamanız gerekebilir. Havaalanından şelaleye kadar 2 saatlik mesafe var. İsterseniz tren ile de New York'tan gidilebilir. Biz arabayla New Jersey'den Niegara Şelalesi'ne 7 saatte gittik. Yol üzerinde kahve molaları verip gezme imkanımız oldu. Yol boyu çok yeşil olduğu için gidene kadar sıkılmadık. Gittiğimiz de ağustos ayıydı ve hava güzeldi. Kışın soğuk olabilir, çünkü genelde serin bir havası var. Özellikle şelalenin altına girdiğinizde baya bir ıslanıyorsunuz:)

Niegara Şelalesi'nin 3 bölümü bulunmaktadır. En büyükleri Atnalı Şelalesi (Horseshoe Fall), diğerleri ise Amerika Şelalesi (American Fall) ve Gelinduvağı Şelalesi (Bridail Fall) olarak adlandırılır. Niegara Şelalesi dünyanın beşinci büyük şelalesiymiş. Özellikle Horseshoe Fall gerçekten de büyük ve heybetli...Niegara ismini de Kızılderelilerin verdiği söyleniyor. Anlamı ise "Suların şimşeği"..gerçekten de öyle:))



Şelale üzerinden elektrik enerjisi üretiliyor. Bundan hem Kanadalılar, hem de Amerikalılar faydalanıyor. Nikola Telsa tarafından kurulmuş. Şelale kenarındaki park boyunca müzeler, akvaryum, hediyelik eşya mağazası, yemek restoranları bulabilirsiniz.  Park boyunca gezmek çok eğlenceli. Her yerde sincaplar ve ördekler var. Kanada tarafı ile arasında Gökkuşağı Köprüsü (Rainbow Bridge) bulunuyor. Kanada tarafından şelalenin daha güzel göründüğünü söylüyorlar. Fakat eğer Kanada vizeniz yoksa Kanada tarafına geçmeniz çok zor. 

Niegara Şelalesinde tekne turu yapmadan kesinlikle dönmeyin. Yaklaşık yarım saat süren tekne turuna önce gözlem kulesindeki asansörden inerek Sislerin Kızı (Maid of the Mist) denilen iskeleye gelip başlıyorsunuz. İskeleye geldiğinizde sıra bekleyen yüzlerce insan bulunuyor. Sırayla grupları tekneye alıyorlar ve tekneyle şelanin altına geldiğinizde müthiş şeyler yaşıyorsunuz... Unutamayacağınız bu hatıra için tekrar buraya gelmek isteyeceğinizi söyleyebilrim:)) Tekneye binerken üzerinize ıslanmamak için mavi renkli yağmurluklar veriyorlar. Hatta bebekler için bile özel yaptırılmış:)) Kanada tarafındakiler ise kırmızı giyiyor. Nehir boyu gezinti sırasında kırmızı ve mavi yağmurluklu insanlardan oluşan tekneler dolaşıyor:)) Bol bol fotoğraf ve video çekip bu anı kaydedin..



Bunun dışında şelalenin arkasındaki Rüzgarlı Mağara ve nehrin ortasındaki Keçi Adası da görülebilecek güzel yerlerden. Ayrıca şelalenin gece görüntüsü gündüz görüntüsü kadar güzel. Gece şelale üzerinde farklı renk ışıklandırmalar yapılarak daha heyecanlı hale getirilmiş. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.


Niegara Şelalesi Gece Görüntüsü






Unutamayacağınız ve her hatırladığınızda keyif alacağınız bu doğa harikasını mutlaka görmenizi tavsiye ederim..

Sevgilerle...




Tüm fotoğraflar tarafıma aittir.













7 Ocak 2015 Çarşamba

Moskova'da aile & çocuk / Family&child in Moscow

Bir aile ve özellikle de anne olduktan sonra gittiğim her yerde aile hayatı ve çocukların yaptıkları, ilgilendikleri konular daha çok ilgimi çekmeye başladı.. Herhalde aranızda anne baba olanlarınız da aynı şeyi düşünmüşsünüzdür. Ve sonra aslında daha önce farkedemediğim birçok şeyi çocuk sahibi olunca farkettiğimi anladım.. Moskova'da kaldığım kısa süre zarfında aileler ve çocuklar hakkında izlenimlerimi sizlerle de paylaşmak istedim.

Aile hayatı Moskova'da bitmiş durumda, özellikle çok içki kullanımı aile hayatına büyük zarar veriyor. Örneğin akşam bir araya gelen aileler çok fazla içki tükettikten sonra birbirinin eşlerini alıp gidebiliyor veyahut kavga edebiliyorlar. Eşinle otururken birisinin gelip seni dansa kaldırması olağan şeylerden.


Moskova parkları
Çocukların tüm sorumluluğu büyük oranda kadınlar üzerinde, rus erkekleri çocuğun sorumluluğundan kaçıyor. İnsanlar çocuk dünyaya getirmek yerine köpek sahibi olmayı tercih ediyor. Parklarda sabah-akşam 2-3 köpekle gezinti yapan insanlar dikkatimi çekti. Hatta bazıları; “çocuk büyüyünce ailesini bir kenara atıyor, ama köpekler ölene kadar sadık kalıyor” diyor. Putin, bunun önüne geçmek için 2. çocuğa 10 bin dolarlık çek veriyormuş. Biz de mi Rusya’ya yerleşsek acaba? :) Aileler bu parayı, çocuğun ihtiyaçları için veyahut ev ve araba kredileri için kullanabiliyormuş. 

Çalışan anneler doğuma 3 ay kala doğum iznine ayrılabiliyor ve doğumdan sonra 18 aya kadar tam maaş alıyorlarmış. Hatta doğum öncesi izne ayrıldıklarında 6 aylık maaşları ihtiyaç olabilir diye peşin olarak ödeniyormuş. OH MY GOD!! (Ülkemizde doğum izni  hala 6 aya bile çıkamazken, çocuk başına 30 TL ücret ödeniyor). Putin, aile hayatına zarar veriyor diye kumarhanelerin olduğu büyük bir merkezi tamamen kapatmış ve buraların alış-veriş merkezi yapılmasını sağlamış.

Arbat Caddesinden
Çocuklar için kışın bile dışarıda oynayıp eğlenebilecekleri çok yer var. Ülkemizin küçük şehirlerinin en büyük sorunlarından biri de çocuk için kışın hayatın bitmesi ve çocuğun eve tıkılmak zorunda kalması.. Çünkü kapalı çoğu yerde çocuğa ayrılmış bir eğlence mekanı bulunmuyor. Rusya’da herhangi bir alışveriş mekanında veya mağazada bile çocuk için bir faaliyet alanı var. En basitinden Kızıl Meydan ve Arbat Caddesi bile her saat canlı. Meydanda çocuklar için eğlenceli gösteriler, balon satan ve fotoğraf çektiren palyançolar, danslar, resim yapan, gitar çalan insanlar bulunuyor. Yakın zamanda çocuklar için kar üstünde resim yapma yarışması bile düzenlenmiş. 



Her yer yemyeşil olduğu için zaten park, gezinti alanı sorunu yok durumda. Putin dünyanın en yeşil şehirlerinden birini planlamış ve korumuş.. Helal olsun demek lazım çünkü her yer orman ve yemyeşil gerçekten de..




Burada çocuk büyütmek ahlaki bakımdan zor olsa da, çocuğun eğitimi için çok fayda sağlayacak etkinlikler bulunuyor. Aile hayatının devamlılığı ve huzuru için de insanın dini inancı ve hayata bakış açısı önemli. İnşallah gelecek nesiller adına güzel bir gelecek inşa edebilirler..

Sevgilerle..

Tüm resimler bana aittir.

29 Aralık 2014 Pazartesi

MOSKOVA BEYAZ GECELER../ White nights & Moscow..


 
yeşil şehir Moskova
Küçüklüğümden beri merak ettiğim bir şehirdi Moskova. Havasının soğuk olduğunu biliyordum da bu kadar soğuğu hiç beklememiştim. Haziran ayıydı ve sıcaklık 5-10 derece seyrediyordu. Bavula son dakikada hepimize bir tane attığım hırka ve montları her halde hiç üstümüzden çıkarmadık, zira bütün resimlerde hep aynı kıyafetleri giymişiz:))

Moskova stadyumu ve şehir manzarası
Moskova’ya (Vunukova hava limanına) THY’nin Ankara ve İstanbul’dan uçuşları bulunuyor. Yolculuk yaklaşık her iki taraftan da 2 saat 40 dk sürüyor. Türkiye ile 1 saat zaman farkı var. THY iki farklı menüde ücretsiz yemek ve tatlı ikramı yapıyor. Yemekler lezzetli. İyiki yemişiz çünkü Moskova'daki rus yemeklerini hiç beğenmedim. Ama tavuklu pizzası güzeldi. Pasaport işlemleri ise çok kolay ve zahmetsiz oldu. 

Alfabe kiril alfabesi olduğu için insan biraz zorlanıyor. Rusçada derdimizi anlatamayınca İngilizce anadilimiz oluverdi:)) Tabi burda ingilizce konuşan bulabilirseniz:)) Genelde asya kökenli uluslar ve ruslar var. Göçmenlerin çoğunluğu çekik gözlü, ama eşim ve çocuklar da zaten çekik gözlü oldukları için fazla zorluk çekmedik:)

Moskova'da bir kafe
Yurtdışına çıktığımızda karşılaştığınız problemlerden ilki helal et ve damak tadımıza uygun yemek bulmak oluyor. Moskova'da  İtalyan restoranlarındaki etsiz pizza ve lezzetli makarna çeşitleri ile Tatarların samsa böreği, düşes ve tarhun içecekleri farklı ve gayet güzeldi, mutlaka tatmanızı tavsiye ediyorum.. 

şeker kızım parkta koşarken

gelinler mutlaka limuzinle eve gidiyor:))

şehrin en manzaralı bölümünde gelinlerin 
fotoğraf çektirme geleneği var


Moskova, büyük, son derece güzel planlanmış ve 15-20 milyon nüfusa sahip bir şehir. Yeşilin korunduğu parkları oldukça büyük ve güzel. Evler çok katlı siteler şeklinde ve çevresinde yine yeşil alan ve parklar bulunuyor. Şehrin merkezinden Moskova Nehri geçiyor. Şehrin caddeleri, parkları ve her tarafı tertemiz, sabah-akşam yıkanıyor. Yerlerde bir çöpe rastlamak mümkün değil. Trafiği İstanbul’dan yoğun. Trafik cezaları net ve ağır. Yayaların geçiş üstünlüğü bulunuyor, yaya yollarında tüm arabalar insanlara yol veriyor. Şehrin her yanına ulaşan metro bulunuyor. Ayrıca tren hatları, otobüs ve troleybüs seferleri yapılıyor. 

                                     Matruşkalar:))
Özel araçlarla da taksicilik yapılabiliyor. Örneğin siz arabanızla bir yere giderken yolda otostop çekmiş birisini aracınıza alabiliyor ve ondan taksiler gibi ücret talep edebiliyorsunuz. Şehrin tamamının ısınma ve sıcak su ihtiyacı 4-5 yere konumlanmış dev merkezler tarafından yaz-kış karşılanıyor.  4-5 yıl öncesine kadar elektrik, su ve doğalgaz ücretsizken, Rusya yurtdışına enerji satmaya başlayınca bu kalemlere ücretlendirme yapılmış. 

kızımın muhabbeti:)

Meşhur Vegas alışveriş merkezi
Moskova dünya üzerindeki en pahalı şehirler arasında yer alıyor. Örneğin 3 kişilik bir öğün yemek 2000 rubleyi geçiyor. Yani yaklaşık 110 TL tutuyor. Türkiye’de böyle bir yemek en fazla 50 TL civarında tutar (1 TL 18 Ruble, 1 Dolar 32 Ruble, 20 Haziran 2013). 1+1 40 m2 lik dairenin fiyatı 200-300 bin dolar, kirası 1200-1300 dolar. Oteller de aynı şekilde pahalı, 2 kişilik ailenin kalabileceği sıradan bir otelin geceliği 100-300 dolar arasında değişiyor. 1,5 litrelik su yaklaşık 3 TL. Ancak benzin fiyatları ucuz bizimkinin yarısı veya daha azı kadar. 

Cuma günü tek camiye sığmayan cemaat..
Şehirde ırkçılık olayları da var; burada yaşayan Türk, Ermeni, Azeri…vb gibi diğer milletler esmerler “kara g.t” olarak adlandırılıyor ve 2.sınıf insan muamelesi görüyormuş. Bu sebeple bu milletler arasında dayanışma da söz konusu. Örneğin kaldığımız otelin sahibi ermeni bir bayandı ve Türk olduğumuzu bildiği halde bize birçok konuda yardımcı oldu. 

Kilisede başörtüsü takıp ayin yapıyorlar..
Rusların meşhur iki sözü; “Risk almazsan şampanya içemezsin”, “Çirkin kadın yoktur, az votka vardır”.

Türkiye ile ilgili olumsuz olaylar medyada daha fazla yer alıyormuş. Türkiye, Amerika’nın yandaşı olarak algılandığından bilinçli olarak burada halka böyle aktarılıyormuş. Örneğin Justin Bieber’in "Türk kızları kokuyor açıklaması" medyada geniş yer bulmuş:((( Sen kendine bak şımarık!

Olumlu olarak ise şunları ifade edebilirim; Türkiye ile Rusya arasında ticaret hacmi çok yüksek. Özellikle inşaat ve tekstil alanlarında Türk firmaların büyük yatırımları bulunuyor. Rus turistler de özellikle Antalya’yı (Kemer) iyi biliyor. Türk malları beğeniliyor. Tarkan, burada çok seviliyormuş. Yılda 1 kez Moskova’ya gelip konser veriyormuş. Konserinde de Ruslara birkaç Türkçe kelime öğretiyormuş. Bu durum konseri izleyen Türklerin duygulu anlar yaşamasına vesile oluyormuş:))

Moskova'nın benim için yeri çok özeldir.. İlk yurt dışı deneyimimdi ve oğluma hamileydim. Doktor kesinlikle hareket etmemelisin riskli bir hamileliğin var demesine rağmen, ben kendimi bir türlü tutamıyordum. Zaten içimde kıpır kıpır bir bebek vardı, şimdilerde oğluşumun neden yerinde bir türlü duramadığını anlayabiliyorum:))

süslü mimari yapılar
Gittiğimiz mevsimde güneş 22:30’da batıyor 4:40’da doğuyordu. Bu geceler, “beyaz geceler” olarak ifade ediliyor ve neredeyse saat 24:00’e kadar karanlık olmuyor ve bol bol gezip o muhteşem gökyüzünü seyretme imkanı bulabiliyorsunuz:))

akşam saat 22 de hala gezmedeyiz:)


Tüm resimler bana aittir.



26 Aralık 2014 Cuma

Şehir plancısı gözüyle şehirlerimiz../Our city through the eyes of a city planner..


http://en.wikipedia.org/wiki/Istanbul_Sapphire

Anadolu'nun samimiyet dolu sımsıcak insanlarının yerini kimse dolduramaz muhakkak. Gel gör ki bu sıcacık insanlarımız kendi yaşadıkları vatanı koruma adına fazla bir ilerleme kaydedememiştir..

Devamlı çevreyi korumaktan bahsedilir, dünya çevre günü etkinlikleri yapılır ama bizim insanımızda fazla bir değişiklik olmaz. Dünyayı gezer dolaşır en küçüğünden en büyüğüne kadar bilinçli bir toplumla karşılaşırız, fakat kendi ülkemiz insanının umursamaz halini görünce üzülmemek elde değil.. 

Çoğu zaman bazı yerlerde duyduğum laflardan biri "şehir plancısısınız ama şu şehirlerin haline bir bak!" Sonra bunu diyenlerden biri elindeki pisliği alıp yere atar, yolda bağıra çağıra konuşur, trafikte kornaya bas bas basar..

Şehirlerimiz bizim ikinci evlerimiz. İnsana saygı çevreye saygıdan geçer. Çevre koşullarının düzenli olduğu, insan doğasına göre şekillenmiş bir kentte yaşayan insan mutludur. Yaşanabilir bir çevre ve mimarinin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Bu olumlu etki sayesinde toplumsal barış, uyumlu ilişkiler, yaratıcılık, iş yerinde performans artışları, sağlık masraflarının azalması, suç oranlarındaki düşüş gibi sonuçlar elde edilebilir.

İnsanların ekonomik ve sosyal hayatlarının daha yaşanabilir olması ve ülkelerin kalkınması için öncelikle planlı ve sağlıklı şehirlerin olması gerekir.  Yaşanabilir şehirler için imar mevzuatında belirtildiği şekilde yapılar arasında belirli bir mesafe olmalı,  yeşil alan ve diğer donatıların miktarı nüfusa göre belirlenmeli ve uygulamaya geçirilmeli, ulaşım ve otopark gibi altyapı sistemleri sağlıklı olmalı, yerleşme alanlarında güvenli trafik akışını sağlayacak önlemler alınmalı, gelişmiş bir yaya ve bisiklet yolu sistemi tasarlanmalıdır. Kentlilerin kullanımlara en kolay, güvenli ve hızlı biçimde ulaşmalarını sağlayacak düzenlemeler yaparak şehirdeki erişilebilirlik artırılmalıdır.



Toplum olarak önce çevreye çöp atmama, doğayı ve canlıları koruma, kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma, gürültü kirliliğini engelleme gibi konularda bilinçli ve duyarlı olmamız gerekiyor. Bunu ancak eğitimle aşabiliriz. Uyarı levhaları asarak bir sonuç elde etmek boş. Onun yerine ağır ceza gibi yaptırımları olan ve gerçektende bu yaptırımları uygulayan bir sistem getirilmeli. Büyük çoğunluğunun müslüman halktan oluştuğu toplumumuzda aslında bu konuda eğitime ihtiyacımız da yok. Müslüman zarar vermez, temizlik imandan gelir, herşeyden önce kul hakkı vardır. Ama nedense insanlık bile ölmüş bu toplumda..Yozlaşmış cahil bir halkın umursamaz hali de içler acısı..


Yurtdışında bir park
İmar planı çizen belediyelerimiz, TOKİ, bu planları onaylayan bakanlıklarımız ve tüm yetkili idareler plan çizerken ve onaylarken kentin ve çevrenin siluetine dikkat ederek yeşil alanları, teknik ve sosyal donatıları nüfusun ihtiyacına göre planlamalıdır. Altyapı sistemi oturmadan şehir planı yapılan yerlerde zamanla daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Belediye başkanı ve idarecileri imardan ve şehirden anlayan mesleklere sahip ve işine vakıf insanlardan seçilmeli, plan yaparken ve onaylarken şehrin ihtiyaçlarını ve kamu yararını gözeten planlar yapılmalıdır.


Princeton Üniversitesi
Bir şehri şehir yapan yeşil alanıdır. Apartman bloklarına hapsedilen insanımız için dolaşabileceği, eğlenebileceği, bahçesinde dahi çocuğunu oynatabileceği alan bulunmamaktadır. Neden bizim insanımız da bir-iki katlı bahçeli, otoparklı, oyun parkı olan evlerde oturmasın? Neden iş çıkışı bir ormanlık yeşil alandan geçerek evimize gidemiyoruz? Neden eğlenmek ve dinlenmek için gidebileceğimiz yeterli rekreasyon ve yeşil alanlarımız yok? Yurtdışında en fakir insanın dahi sahip olabildiği bu haklara neden bizim insanımız sahip olamıyor? Çünkü insanımız bunların değerini ya bilmiyor yada umursamıyor.




Yurtdışında yeşil alan ve temiz şehir bakımından yarışan belediyeleri ve idarecileri gördüğümüzde ülke olarak ne yazıkki bir çağ daha geriden geldiğimizi anlıyoruz. 

Çoğu şehrimiz akşam belli saatlerden sonra ölü gibi..Bazılarına şehir demek mümkün bile değil. Bakıyorsun çalışan büyük bir kesim var fakat bu ihtiyacı karşılayan iş merkezi, ticaret alanı, gezebileceği bir parkı, piknik alanı, çocuk eğlence alanları, leziz bir lokantası ya yok, yada çok az sayıda. Her yer apartman bloklarından oluşmuş, birbirlerine bitişik hiçbir yasaya uyulmadan yapılmış, yeşil alana dair bir esinti yok. Şimdi gelin siz bu şehirde yaşayan insanın psikolojisine..Devamlı göç veren bu şehirlerimizin gelişmesini bekliyoruz, neden geri kaldı diye hayıflanıyoruz..


Yurtdışındaki bir kütüphanede çocuk bölümü
Önce vizyonu ve koruma bilinci olan idareciler ve bilinçli bir toplum olmamız gerekiyor. Gerçek bir hukuk devleti olduğumuzu söyleyebiliyorsak kanun ve yönetmeliklerine de idarecisinden halkına kadar uymamız gerekiyor. Kanunların yaptırımı bu ülkede ne zaman gerçekten uygulanırsa işte o zaman bu hayal ettiğimiz güzel uygulamalar gerçekleşebilir..Çünkü bu halk bu güzelliklerin hepsini hak ediyor..

Sevgiler..